Ayyuka Röportajı


Sevgülü sanal mecmua Reset için yapılan ve Trendsetter mecmuasının mayıs sayısında da okuma imkanınız olan röportajı buradan da paylaşma ihtiyacı duyuyorum,beğeninize::::::


Kendi isimlerini taşıyan ilk albümleriyle uzun zamandır dinlediğimiz en güzel yerli kayıtlardan birine imza atan ve İstanbul sahnesinin en “harbi” gruplarından biri olan Ayyuka’ya net üzerinden sorular yönelttik. Onlar da sağ olsunlar bizi kırmayıp cevaplandırdılar. Göz atmadan geçmeyiniz efenim.

Eskişehir'den İstanbul 'a geldiğinizde bir kurtlar sofrasına düşme durumu yaşadınız mı?

Özgür: Biz daha çok kendi soframızı kurmak peşine düştük. İstanbul’a zaten müzik piyasasına girmek amacıyla gelmedik. Kurtlar sofrasından kasıt buysa bizim o sofrayla pek alakamız yoktu. Ama Eskişehir’deki rahatlığın burada olmadığı kesin. Bu rahatlık da insanların daha çok birlikte vakit geçirebilmesini sağlıyor. Bu yüzden bir müzik grubunun sağlıklı bir şekilde ortaya çıkması için uygun bir ortam.

Genelde cover gruplarına ve eğlence sektörüne hizmet eden barlar; amatör grupların kendi müziklerini yapmalarına sekte vurur, bu bakımdan Peyote'nin hayatlarınızdaki önemi nedir?

Ahmet: Peyote kendi müziğini insanlarla paylaşmak isteyen tüm gruplar için önemli bir mekân. Ayyuka olarak herhalde sahnede en rahat olduğumuz yer Peyote'dir. Burada yeni denemeler yapıyoruz, başka gruplardan arkadaşlarla doğaçlamalar yapıyoruz. Böyle mekânların artmasını umuyorum.

Altan: Kendi müziğini yapmak, canlı müzik piyasasında neredeyse alternatif bir yol olarak görülüyor; yeterince ünlü değilsen tabi. Oysa müzik "yapmak" bu olmalı. Peyote gibi yerlerin azlığı utanç verici geliyor.

Devamlı kulaklarımıza çalınan "doğu-batı sentezi "etiketi sizin müziğiniz içinde kullanabilir bir tanım olabilir mi?


Özgür: Biz bir sentez ortaya koyacak kadar doğulu veya batılı değiliz. Bir coğrafyanın etnik müziğini yapmıyoruz. Müzikal birikimimizde doğunun da batının da yeri var. Bu doğal olarak gelişen bir süreç. Bir müziği diğerinin içinde eritmek gibi bir yaklaşımımız olmadı hiç. Bize ne güzel geliyorsa onu yaptık. Kendimizi özgür bıraktık.

Alican:İstediğin şekilde değerlendirebilirsin müziğimizi, ama yaptığımız şey, dede korkut hikayelerini Bukowski atmosferinde anlatmak olmuyor yada aklımıza buna benzer fikirler gelince gülüp eğlenip geçiyoruz..Bizim iddia edebileceğimiz tek şey var, müziği sonucuna göre yapmıyoruz, o süreci yaşıyoruz.


Müziğinizi üretirken çıkış noktalarınız neler oluyor? Yeni şarkı üretirken bağlı kaldığınız bir düzen var mı yoksa doğaçlama mı gelişiyor süreç?


Özgür: Bağlı kaldığımız bir düzen yok. Her türlü olabiliyor şarkılar.

Altan: Özgür'ün yapıp getirdiği birçok parça var. Onlara genelde hallaç pamuğu muamelesi yapıyoruz. Bazen onların içinde de doğaçlıyoruz. Tavırdan düzenlemeye kadar her şeyin sürekli değiştiği bir dönem geçiyor. Doğaçlamadan çıkan şarkılar da ilk serbestliklerini kaybediyor haliyle ve bu değişim yavaşlasa da hiç durmuyor.

Alican: Gelişine vuruyoruz diyeyim.


Sizin gibi kendi müziğini üretmiş ve üreten ZeN- Replikas gibi grupların müziğe bakış açınıza katkıları oldu mu -varsa nelerdir?


Özgür: Doğaçlamanın herkesin tek tek solo atmasından başka bir şey de olabileceğini Zen'den gördük. Bu açıdan gayet zihin açıcı bir müzikti Zen'in yaptığı. Konserlerde neyle karşılaşacağınızı bilemezdiniz, çok iyi de olabilirdi çok kötü de. Garantici değil cesur bir müzikti.

Ahmet: Replikas'ın Köledoyuran albümünü ilk dinlediğimde albümün atmosferi ve özgünlüğüne şaşmıştım. Bu samimiyetin mümkün olduğunu görmek, kendi müziğini yapmak isteyen beni oldukça yüreklendirmişti..

Alican: Replikas, albümden önce kendi şarkılarını çaldığı, doğaçlamaların olduğu konserler vererek adını duyurmuş kemik kitlesini edinmiş bir gruptu, o zamanlar durum da şöyleydi, barlarda cover çalarsın grup cover da iyiyse isim yapar ondan sonra albüm olursa olur. Köledoyuran bu sisteme tamamen ters olarak çıktığında biz de Eskişehir’deydik, Replikas’ın, hem de öyle kısır bir dönemde, girdiği yoldan gerçek anlamda etkilenmiştik.

Ülkemizde son birkaç yılda rock müzik oldukça popüler hale gelmişti ve "satılabilir" bir konuma geçtikten sonra peş peşe birçok müzisyen ve albüm fırladı piyasaya. Fakat şu sıralar biraz gerileme var gibi piyasada… Türkiye müzik sektörünün şu anki durumu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Ahmet: Piyasaya fırlamış olan bu birçok müzisyenden pek azı uzun soluklu olacak diye tahmin ediyorum.

Altan: Albüm satışı çok şeyden etkilenen kırılgan bir konu. Her şeyden çok müzik dinleyicisinin durumuyla alakalı… Mesela arabalarda CD player yokken CD satmıyordu.

Alican: Burada bazı gruplar için albüm kapağı tasarladım, bir kaç klip çektim, hepsi için konuşmuyorum, tasarımcı yada yönetmen olarak çalıştığım bu işlerde sektörün işleyişini ve sektöre hizmet veren büyük başların genel düşünce ve davranışlarını gördüm; Türkiye müzik sektörünün şu anki durumu hakkında tek bir şey söyleyebilirim; “cahilin sesi.

Albüm çıkarırken satıp satmaması gibi bir endişeniz var mıydı?

Özgür: Endişemiz değil merakımız vardı. Merakımızı yendik. Satmadı...

Altan: Geri kalan albümleri de yaktık.

Alican: Daha çok albümün çıkmasıyla ilgili endişelerimiz vardı.

İlk klibinizi Toz Bulutu'na çekmenizin sebebi nedir?

Altan: Ayyuka müziğiyle demeyeceğim ama şarkılarıyla ilgili birçok özellik bu parçada var. Birde ne yapmak istediğinizle ilgili net bir fikriniz varsa her şey hızlanıyor.

Alican: İlk klibi kendimizce yapmak istedik, insanlara makyajlı görüntüler yerine, içimizden geçen bir atmosferi sunmayı tercih ettik. “Toz Bulutu” da, İlk albüm ilk klip olmasından dolayı, hem Ayyuka’yı anlatabilen bir şarkı, hem de kafamızdaki fikirlerle örtüşen bir şarkıydı..


Ayyuka'nın dışında çalıştığınız solo projelerinizde durumlar nasıl aceb?


Alican:Onur Balabanla Nordik adlı bir proje var, www.myspace.com/nordiktr den takip edebilirsiniz. Henüz ısınma aşamasındayız diyebilirim.

Peki şu sıralar dinlediğiniz favori isimler kimler?

Özgür: Dj Shadow, Beastie Boys, Pink Floyd

Ahmet: Özgüre ek olarak; Led Zeppelin, Rjd2, The Coral, Creedence, Arctic Monkeys

Altan: İsim vermek gerekirse; Azerbaycan Oyun Havaları, Mars Volta, Beck ve her daim John Frusciante.

Alican: Beastie Boys, Justice, Frusciante, Radiohead, Lhasa, Vincent Gallo, Leafcutter John.

Özel olarak merak ettiğim bir husus var ki Sonic Youth'un altında çalmak nasıl bir duyguydu?

Ahmet: Sonic Youth'un altında çalacağımızı Sarıkamış'ta askerliğimin son günlerinde öğrendim. Bu haber, son günlerimi mutlu geçirmemi sağladı. Özellikle Sonic Youth üyeleriyle tanışmak çok keyifliydi.

Altan: Sağ olsunlar bizi çok altta hissettirmediler. Ayaküstü de olsa birlikte vakit geçirebildik, birlikte dolma yemek burada bahsedebileceklerimden.

Alican: Behind the music,1991: The Year Punk Broke, vs. gibi videolardan bildiğimiz kareleri, çıplak gözle görme hezeyanı yaşadım ben, Hoş hepsinde bir yaşlılık alameti vardı bir yandan ama şunu unutmam artık, Lee Ranaldo ile Sonic Youth sahneye çıkmadan önce, uzun ince konuştuk, hepimiz hem fikir ayrıldık… O çalmaya gitti, biz dinlemeye girdik. O gitarı düşürdü, biz yönümüzü bulamadık. :::::::::

Ayyuka Myspace

Ayyuka Last fm

counter on
blogger